Yaşam

Yaş Almak ve Kendine Varmak

20 Mart 2026

Zaman ne çabuk akıyor, değil mi? 20'li yaşlar sanki daha dün gibi. O çocuksu heyecanlar, hevesler, kendini beğendirme ve kabul ettirme arzusu… Şimdi geriye dönüp baktığımda, ne kadar da masum ve bir o kadar da boşuna bir çabaymış diyorum. Yıllar geçtikçe anlıyor insan: o dönemlerde takdir görmek, bir "aferin" alabilmek, toplumda kendine bir yer bulduğunu hissedebilmek için, aslında kendimizden vazgeçtiğimizin farkına varıyoruz. Ben olmak için değil, olmam istenen kişiye dönüşmek için çırpınıyormuşuz meğer. Ne beyhude bir uğraş…

Şimdi olsa yine aynısını yapar mıydım diye düşündüğümde, sanırım yapardım. Çünkü her yaşın kendi gerekliliği var gibi geliyor bana. Etrafıma şöyle bir baktığımda, o dönemlerde kim yapmıyordu ki bunları? Kimin en büyük gayesi takdir edilmek, kabul görmek değildi? Kaçımız "Ben, olmamı istediğin kişi değil, olmak istediğim kişi olacağım" diyebiliyorduk sanki? Ben de diyemeyenlerdenim işte.

İnsan yaş aldıkça aslında yaşamaya başlıyor. Daha sakin, daha farkında… Kendine "Ben olmalıyım" diyor, doğrularıyla ve yanlışlarıyla. Kabul görme arzusu yerini, ne istediğini bilen bir insanın dinginliğine bırakıyor. "Beni olduğum gibi kabul etmeseniz de olur. Yıllardır sığmamı beklediğiniz o kalıplardan sıkıldım. Olmadım, sığamadım," diyor insan içinden. İşte o andan sonra başlıyor asıl yaşamak: daha dingin, daha özgür, daha mutlu…

Zaman geçtikçe, etrafımızdaki fazlalıkları bir bir silkeliyoruz. Kurumuş, kimseye faydası olmayan yaprakları döküyoruz dallarımızdan. Yaş hanemize her on yıl ekledikçe, aslında hep olmak istediğimiz o insana dönüşüyoruz. Bazen içimizden "Keşke şimdiki aklım olsaydı" diye geçiriyoruz. Fakat unuttuğumuz bir şey var: zamanında yaptığımız hatalar, çıktığımız yanlış yollar olmasaydı, bugün kendimizi bu kadar iyi tanıyabilir miydik? O gençlik pişmanlıkları, biraz da yolumuzu çizen kılavuzlar değil mi? Onlar olmasa, aslında kim olmak istediğimizi nasıl anlardık?

Yine de insan, doğası gereği hayal kurmadan edemiyor. "Şöyle yapsaydım, böyle olsaydı…" diye düşünüyor. "Keşke"ler dilinden düşmüyor. Kadere inananlar, bazı şeylerin değişmeyeceğini, hayatta ne yaşanması gerekiyorsa onun yaşanacağını söylüyor. Peki, insan çaba göstererek kaderini değiştiremez mi? Tüm dünya karşısındayken, bütün yollar kapalı gibi görünürken ya da biz öyle sandığımızda… Çaresizlik kuyusuna düştüğümüzü düşündüğümüz o anda, tam da düştüğümüz yerden kalkıp yolumuza devam etsek, değiştiremeyiz mi hayatımızı?

Elbette değiştirebiliriz. Mücadele etmekten vazgeçmezsek, hatalar da yapsak, eninde sonunda olmak istediğimiz insana dönüşürüz. Hayal kurmak güzel, herkes hedefler koyar ama çok az insan gereken çabayı gösterir. Çok az insan, kadere değil, çabaya bağlı bir kadere inanır. İşte onlar çabalar ve başarır. Peki, biz neden başarabilenlerden olmayalım?

Hayat, imkânlarını altın tepside sunmuyor. İçimizde, "Hiç mücadele etmeden tam da istediğim yere geldim" diyebilen var mı? Bazen hayatın yakasına yapışmak, bize ait olanı hatırlatmak ve bildiğimiz doğrulardan şaşmamak gerekiyor. Çevremizde kim varsa, "Yapamazsın, olmaz, beceremezsin" dese de, yolumuzdan şaşmadan ilerleyelim. Biz olmaktan asla vazgeçmeyelim. Belki de hayatımızda ilk defa kafa tutalım dünyaya, inatla ve kararlılıkla yürüyelim yolumuzda.

Bizi biz yapan, sadece yaptığımız hatalar ve yaşadığımız pişmanlıklar değil; aynı zamanda istediklerimizi elde etmek için gösterdiğimiz cesaret ve kararlılıktır.

Orison Swett Marden'ın dediği gibi, "Eğer hayatınızı büyütmek istiyorsanız, önce hayatınız ve kendiniz hakkındaki düşüncelerinizi büyütmeniz gerekir."

İçimizde büyüttüğümüz o kırılgan, yaralı ama yine de bildiğinden şaşmayan, vazgeçmeyen insanı sevelim. Ona hak ettiği saygıyı unutmayalım. Fazlalıklarımızı silkeleyip atarken, bunu hırsla veya öfkeyle değil; bağışlayarak, her tecrübenin – iyisiyle kötüsüyle – bizi bugünkü insan yapan bir bütün olduğunu fark ederek yapalım. Kimsenin yükünü omuzlarımızda taşımayalım. Hayat, her şeyi dert edinip yüklenmemize yetecek kadar güç vermiyor bize. Var olan gücümüzü, önce kendimize harcayalım.

Hayat güzel… Hayat, her şeye rağmen yaşanılası. Hayat, pişmanlıklarla hayıflanacak kadar uzun değil. Bekleyerek, erteleyerek ya da gönlümüze küsüp vazgeçecek kadar da değil. Başladığımız her yeni gün, içimizdeki umut tohumlarını sulasın. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Pişmanlıkları elinizin tersiyle bir kenara itin. En önemlisi, kendinizi ve sizi siz yapan bu hayatı sevin. Çünkü hayat, gerçekten de gülümserseniz, size gülümser.


Gözde Akkılıç