"Seni anlıyorum." Dört kelime. Kulağa ne kadar masum, ne kadar şefkatli geliyor, değil mi? Bir arkadaşımız dert yandığında, bir yakınımız zor bir süreçten geçtiğinde ilk sarıldığımız kurtarıcı cümledir bu. Peki ya bu cümleyi kurduğunuz kişi, hayatını sizden tamamen farklı bir beden ve zihinle yaşayan bir engelli bireyse? O zaman "Seni anlıyorum" sözü, bir şefkat ifadesi olmaktan çıkıp, yerini rahatsız edici bir kibire bırakır.
Hayatım boyunca, çoğu zaman iyi niyetli olduğuna inandığım insanlardan bu cümleyi duydum. Karşımda tekerlekli sandalyemle dururken, konuşmam biraz ağır ilerlerken veya bir bardak suyu almak için zorlanırken, "Seni anlıyorum Gözde" dediler. Ama şunu çok iyi biliyorum ki anlamıyorsunuz. Bedeninize hükmetmek sizin için bir düşünce bile değilken, benim her gün verdiğim mücadeleyi anlamanız mümkün değil. Bu bir suçlama değil, sadece bir gerçek.
Sempati, "Ah, ne kadar üzgünüm, bu senin için çok zor olmalı" demektir. Karşındakinin acısını yukarıdan izlemek, ona "acımak"tır. Empati ise, kendini onun yerine koyabilmeye çalışmaktır. Ancak burada önemli bir nüans var: Bir engelli bireyin yerine kendinizi koyduğunuzda, onun hissettiğini tam olarak hissedemezsiniz. Çünkü siz, bir sabah uyandığınızda bedeninize "Bugün yürüyemiyorum" diye bir komut girmediğiniz için o deneyimi yaşamamış olursunuz.
Peki, bir engelli birey olarak bana nasıl yaklaşılmasını isterim? "Seni anlıyorum" demek yerine, "Sana nasıl destek olabilirim?" diye sormanızı. "Ne kadar güçlüsün" demek yerine, engellerimi aşmak için geliştirdiğim stratejilere saygı duymanızı. Beni bir "ilham kaynağı" veya bir "acıma nesnesi" olarak görmek yerine, sadece bir birey olarak kabul etmenizi.
Empati, karşındakinin ayakkabılarını giymek değil, onun ayakkabılarının varlığını ve farklı olduğunu kabul edip, yan yana yürümeye çalışmaktır. Belki hiçbir zaman tam olarak anlayamayacaksınız. Ama anlamaya çalışmak, dinlemek ve saygı duymak, "Seni anlıyorum" kalıbından çok daha değerlidir.