Farkındalık Serisi

“Özürlü” Değil, Engelli: Dilin Gücü ve Toplumsal Algının Dönüşümü

28 Mart 2026

Kelimeler sadece birer ses dizisinden ibaret değildir; dünyayı nasıl algıladığımızın ve başkalarına kendilerini nasıl hissettirdiğimizin en net aynasıdır. Yıllarca toplumun diline pelesenk olmuş, neyse ki son zamanlarda yerini daha doğru ifadelere bırakmaya başlamış bir kelime var: “Özürlü”. Bu kelime, bir bedeni ya da zihni baştan aşağı “hatalı”, “eksik” veya “bozuk” ilan eden ağır bir yargı taşır. Oysa bir insanın fiziksel yapısındaki farklılık, onun varoluşsal bir özrü değil, yalnızca yaşamı deneyimleme biçimindeki bir engeli ifade eder.

Özellikle Serebral Palsi (CP) gibi hem bedensel hem de konuşma yetilerinin farklı bir ritimde çalıştığı durumlarda, dilin yarattığı bu tahribat çok daha görünür hale gelir. İstem dışı kasılmalar, sarsak adımlar veya kelimelerin peltekleşmesi, karşı tarafta çoğu zaman otomatik olarak bir “acziyet” algısı yaratabiliyor. İnsanlar, tekerlekli sandalyede oturan veya konuşmakta zorlanan birini gördüklerinde, bilerek ya da bilmeyerek o tehlikeli “acınası” ve “yardıma muhtaç” şablonunu devreye sokuyorlar.

Birisine “aciz” gözüyle bakmak, onun yıllarca verdiği mücadeleyi, sabah uyandığında o yataktan kalkabilmek için harcadığı devasa iradeyi tek kalemde silip atmaktır. Bizler aciz değiliz; aksine, hayatın en zorlu parkurlarından birini her gün başarıyla tamamlayan sessiz savaşçılarız. Bedenimizin bizimle inatlaştığı anlarda bile zihnimizin ne kadar özgür, ne kadar güçlü ve ne kadar üretebilir olduğunu kelimelere hapsetmek yerine, yaşayarak, var olarak gösteriyoruz.

Kelimelerinizle inşa ettiğiniz duvarlar, fiziksel engellerden çok daha aşılmazdır. Bize acımayı bıraktığınız gün, bizi gerçekten anlamaya ve gücümüzü görmeye başlayacaksınız.

Dil değişmeden zihniyet değişmez. Birine nasıl hitap ettiğiniz, ona toplumda nasıl bir yer biçtiğinizin en açık göstergesidir. Karşınızdaki bireyin zekâsını veya potansiyelini, konuşma hızına ya da bedensel koordinasyonuna göre ölçmekten vazgeçmeliyiz. Bedensel farklılıklarımız, bizim kimliğimizin tamamı değil, sadece küçük bir parçasıdır. Unutmayalım ki, asıl "özür", bir insanı olduğu gibi kabul edemeyen ve onu kendi dar kalıplarına sığdırmaya çalışan o önyargılı zihinlerdedir.

Farkındalık Serisi: Bu makale, "Engelli Bir Birey Olmak" yazı dizisinin bir parçasıdır. Görünenin ötesini anlamak ve daha kapsayıcı bir dil inşa etmek için deneyimleri paylaşmaya devam edeceğiz.