Üniversiteden mezun oldum. Yıllarca emek verdim, gece gündüz ders çalıştım, staj yaptım, kendimi geliştirdim. Artık diplomam cebimdeydi. Sırada iş aramak vardı. Heyecanla özgeçmişimi hazırladım, iş ilanlarına başvurdum. Görüşmelere gittim. Her şey çok güzeldi. Ta ki karşımdaki insanlar tekerlekli sandalyemi görene kadar. O an, yüzlerindeki ifade değişiyordu. Heyecan yerini tedirginliğe, umut yerini hayal kırıklığına bırakıyordu.
Bu hikaye, sadece benim değil, Türkiye'de iş arayan binlerce engelli bireyin ortak hikayesidir. İstatistikler ortada: Türkiye'de engelli istihdam oranı, maalesef ki yüzde 20'lerin altında. Yani her 5 engelli bireyden sadece 1'i çalışabiliyor. Oysa bu rakam, Avrupa ülkelerinde yüzde 40-50 seviyelerindedir. Peki, bu fark nereden kaynaklanıyor? Engelli bireyler iş bulmakta neden bu kadar zorlanıyor?
İlk ve en büyük sorun, önyargıdır. İşverenlerin büyük bir kısmı, engelli bir çalışanın verimsiz olacağını, devamlı izin kullanacağını, diğer çalışanlara yük olacağını düşünür. Oysa yapılan araştırmalar, engelli çalışanların işe devamlılık oranlarının, engelli olmayan çalışanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Engelli bireyler, işlerini kaybetme korkusuyla daha özverili çalışır, daha az izin kullanır ve işverene bağlılıkları daha yüksektir.
İkinci büyük sorun, erişilebilirliktir. Bir iş yerinde engelli bir bireyin çalışabilmesi için fiziksel düzenlemeler yapılması gerekir. Rampalar, geniş kapılar, erişilebilir tuvaletler, uygun masa ve sandalyeler... Bunlar maliyetli düzenlemelerdir. Ancak unutmayalım ki, bu düzenlemeler sadece engelli çalışanlar için değil, yaşlılar, hamileler, geçici olarak engelli olanlar için de hayati önem taşır. Erişilebilir bir iş yeri, herkes için daha iyi bir iş yeridir.
Üçüncü sorun ise "engelli kotası" uygulamasının yanlış anlaşılmasıdır. Türkiye'de 50 ve üzeri çalışanı olan iş yerleri, yüzde 3 engelli çalıştırmakla yükümlüdür. Bu uygulama, teoride çok güzel bir fikirdir. Ama pratikte ne yazık ki birçok işveren, bu kotayı doldurmak için engelli bireyleri en alt düzey işlerde, asgari ücretle, hiçbir kariyer imkanı sunmadan çalıştırmaktadır. Oysa engelli bireyler de tıpkı diğer çalışanlar gibi kariyer yapmak, yükselmek, yeteneklerini kullanmak ister.
Peki, işverenlere ne öneririm? Öncelikle, engelli bireyleri işe alırken "acıma" duygusuyla değil, "fırsat eşitliği" bilinciyle hareket edin. Onların yeteneklerini keşfedin, doğru işe doğru kişiyi yerleştirin. İkincisi, iş yerinizi erişilebilir hale getirin. Bu, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. Üçüncüsü, engelli çalışanlarınıza kariyer imkanı sunun. Onları eğitin, geliştirin, yükselmeleri için fırsat verin.
Engelli bireylere ise şunu söylemek isterim: Pes etmeyin. Reddedildiğiniz her başvuru, sizi doğru işe bir adım daha yaklaştırır. Kendinize güvenin, yeteneklerinizi geliştirin, network yapın. Ve unutmayın, sizin gibi mücadele eden binlerce engelli birey var. Yalnız değilsiniz.
Ben bugün bir yazar ve motivasyon konuşmacısı olarak çalışıyorum. Ama bu yolda sayısız reddedilme yaşadım. Her reddedilişimde bir şey öğrendim. Pes etmedim. Ve şimdi, kendi işimin patronuyum. Siz de olabilirsiniz. Yeter ki pes etmeyin, kendinize inanın ve mücadele edin.
Son olarak, topluma seslenmek istiyorum: Engelli bireyleri iş hayatında görmek istiyorsanız, önce zihninizdeki engelleri kaldırın. Onların birer "yük" değil, birer "değer" olduğunu anlayın. Onlara fırsat verin, yeteneklerini keşfedin. Ve unutmayın, bugün onların yaşadığını, yarın herhangi birimiz yaşayabiliriz. Engelli olmak, bir tercih değil, bir durumdur. Ama ayrımcılık yapmak, bir tercihtir. Ve bu tercihin bedelini, hep birlikte ödüyoruz.