Farkındalık Serisi

Acıma Hissi mi, Eşit Yurttaşlık mı? Engelli Bireylere Bakıştaki Paradoks

31 Mart 2026

Toplum olarak engelli bireylere yaklaşımımızda derin ve oldukça ikiyüzlü bir paradoks yatıyor. Bir yanda sosyal medyada paylaşılan "engelleri aşan" dramatik başarı hikayeleri karşısında gözyaşı döken, yolda gördüğü engelli birine "vah vah" diyerek acıyan, sözde son derece merhametli bir kalabalık var. Diğer yanda ise aynı kalabalık, engelli rampasının önüne aracını park etmekten çekinmeyen, iş başvurularında "bedensel farklılıkları" bir verimsizlik nedeni olarak görüp CV'leri çöpe atan, otobüste veya kafede "farklı" olanla göz göze gelmemek için bakışlarını kaçıran insanlardan oluşuyor. Peki, biz gerçekten merhametli miyiz, yoksa sadece vicdanımızı mı rahatlatıyoruz?

Acıma hissi, sanılanın aksine masum bir duygu değildir; içinde gizli bir hiyerarşi barındırır. Acıyan kişi, daima acıdığı kişiden üstün bir konumdadır. Karşınızdaki bireye "yardıma muhtaç bir zavallı" gözüyle baktığınızda, onun bir birey olarak varlığını, yeteneklerini ve en önemlisi haklarını görünmez kılarsınız. Engelli bir bireyin sizin merhametinize, eski kıyafetlerinize veya senede bir gün "Engelliler Haftası"nda düzenlenen kermeslerdeki bağışlarınıza ihtiyacı yoktur. Onun ihtiyacı olan tek şey, sizinle aynı masada oturabilmek, aynı yolda engelsizce yürüyebilmek ve eşit bir şekilde değerlendirilmektir.

Eşit yurttaşlık kavramı tam da burada devreye girer. Bir toplumun ne kadar gelişmiş olduğu, engellilere yaptığı yardımlarla değil, engellilerin o toplumda yardımsız yaşayabilme kapasitesiyle ölçülür. Görme engelli bir bireyin tek başına otobüse binebilmesi, ortopedik engelli bir bireyin başkasından rica etmeden bir kamu binasına girebilmesi bir lütuf veya ayrıcalık değil, anayasal bir haktır. Bizler, toplumun vicdanını rahatlatacağı birer "sevap nesnesi" değiliz.

Bize acımanızı değil, haklarımıza saygı duymanızı istiyoruz. Çünkü lütfedilen merhamet geçicidir, ancak eşit yurttaşlık onurlu bir yaşamın değişmez temelidir.

Zihniyet dönüşümü, "Onlar da bizim gibi insan" klişesini tekrarlamakla değil, hayata eşit katılımı sağlamakla başlar. Sokaklarımızı, okullarımızı ve iş yerlerimizi sadece "sağlam" bedenlere göre tasarlamaktan vazgeçtiğimiz gün, gerçek bir medeniyetten bahsedebiliriz. Acıma duygusunun yerini hak temelli bir yaklaşıma bırakması gerekiyor. Unutmayın; engellilik bir hayır işi meselesi değil, doğrudan bir insan hakları ve eşitlik meselesidir.

Farkındalık Serisi: Bu makale, "Engelli Bir Birey Olmak" yazı dizisinin bir parçasıdır. Görünenin ötesini anlamak ve daha kapsayıcı bir dil inşa etmek için deneyimleri paylaşmaya devam edeceğiz.